5 Temmuz 2010 Pazartesi

Fast Moving Consumer Goods

Fast Moving Consumer Goods (FMCG) are products that are sold quickly at relatively low cost. Examples include non-durable goods such as soft drinks, toiletries , grocery items etc. Though the absolute profit made on FMCG products is relatively small, they generally sell in large quantities, so the cumulative profit on such products can be large.

What is your opinion about Fast Moving Consumer Goods (FMCG) ?

http://freeonlinesurveys.com/rendersurvey.asp?sid=avfsxez8md3ww2q779878

13 Aralık 2009 Pazar

Yasakçı Zihniyet..

ve DTP kapatıldı..
Bir çok ulusalcı, milliyetçi (ya da adını siz koyun) bu kararı büyük bir sevinçle karşıladılar.
Peki kapatma kararı Türkiye'ye ne kazandırcak?
Bildiğimiz üzere tarih tekerrürden ibarettir. Öyle veya bu şekilde geçmişte demokratik yollarla (beğensek de beğenmesek de) göreve gelmiş olanların atidemokratik yollarla önlerinin kesilmesinin ardından ne noktaya geldiklerine bir göz atalım..

İslamcı kesimle başlayalım..
1973... Necmettin Erbakan, milli selamet partisi' ni kurdu.. (Not: Recep Tayyip Erdoğan, bu partinin gençlik kolları başkanıydı)
1980... 80 Darbesi sonrası kapatıldı ve Erbakan'a siyaset yasağı geldi..
1987... Refah Partisi kuruldu..
1995... Parti genel seçimlerde birinci çıkarak koalisyon hükümetinde görev aldı.. (Not: Necmettin Erbakan başbakan olmuştur.)
1998... Selamet Partisi'nde olduğu gibi benzer gerekçelerle bu tarihte kapandı..
1999... Fazilet partisi kuruldu.. ( Bu kez siyasi yasaklı Erbakan arka planda)
2001... Kapatıldı..
2002... ve bu partilerin kökenini oluşturan isimlerin(Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül...) kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi bu tarihte tek başına iktidara geldi..

Benzer bir durum Ecevit için de geçerli..
1980... Darbe sonrası o da siyasetten men edildi..
1987... Partisini kurup tekrar aktif siyasete girdi..
1999... Anap ve MHP ile koalisyon kurup başbakan oldu..

Süleyman Demirel için de aynı şeyleri söylemek mümkün, ki kendisi Türkiye'nin en kötü niyetli siyasetçilerinden birisi olmasına rağmen Cumhurbaşkanlığı makamına kadar yükseldi..

Şimdi de önümüzde Kürt kökenli partilerin gerçeği var..
1991... DEP olarak meclise girdiler.. Seçilerek girdikleri meclisten yaka paça çıkartılıp siyaset yasağı getirdiler.. Tabi milletvekillikleri de düşürüldü..
1994... DEP kapatıldı.. Aynı yıl HADEP kuruldu..
1995... 1 milyonun üzerinde oy almış olmalarına rağmen baraja takıldılar..
1999... Bu seçimlerde de oylarını arttırıp yine baraj meselesi yüzünden meclise giremediler.. (Not: Yerel seçimlerde önemli oranda belediye kazandılar)
2002... Yüzde 5 oy aldılar fakat baraj yine karşılarında..
2003... HADEP hapatıldı..
2005... DTP kuruldu..
2007... Seçimlere bağımsız olarak giren adaylarıyla mecliste grup kurmayı başardılar.. Önemli oranda oylarını arttırdılar...
ve 2009... DTP kapatıldı..
2015...?
2020...?

Dikkatlice bakarsanız özellikle İslamcı kesimin gelişimiyle, Kürt kesiminin gelişimi arasında büyük bir paralellik var.. Partiler kapatılmış olsa da ideolojiler başka bir ismin altında devam ediyor ve bu kapatılan partiler mağrur durumda oldukları için güçlerini arttırmış olarak aktif siyasete dönüyorlar.. Bu nedenle bir sonraki seçimde olmasa bile daha sonraki seçimlerde akl-ı selim bir Kürt partisinin koalisyon ortağı olma ihtimali(hatta Kürt bir başbakan olma ihtimali) çok yüksek..

86 yıllık tarihimizde yasakçı zihniyetin pozitif anlamda ülkemize getirdiği hiç ama hiç bir şey yok.. Benzer şekilde Kürt meselesini de bir tehdit olarak görüp partilerini kapatmak yerine, bunu çözülmesi gereken demokratik bir sorun olarak görüp yüzleşirsek demokratik bir ülke yolunda önemli adımlar atmaya başlamışız demektir..

22 Kasım 2009 Pazar

"Nalga"gate Skandalı

Başta büyük bir klübü yönettiğinin farkında olmayan idarecileri olmak üzere, skandala imza atan basketbolcularıyla beraber Galatasaray'da sorumlular hakettikleri cezayı aldılar. Birçok Galatasaraylı da dahil bu cezalara kimsenin itirazının olacağını sanmıyorum. Lakin benim dikkatimi çeken bir nokta var ki adaletin kimler tarafından sağlandığını görmek adına biraz karamsarlığa itiyor.

Öncelikle cezayı tekrar bi hatırlayalım. Cemal Nalga'ya bir hazırlık maçında rakibini yumruklamasından ötürü TBF tarafından 5 maçlık ceza veriliyor. Yanlız bu cezanın komik bir tarafı var ki dünyada eşi benzeri var mı bilmiyorum. Nalga bu cezayı hazırlık maçlarında(evet hazırlık maçında oynamayarak ceza çekiyor ve yasal boşluktan ötürü bu mümkün) kağıt üzerinde oynamayarak tamamlıyor. Fakat aslında sakat olan takım arkadaşının(Tufan Ersöz) yerine onun formasıyla mücadele edip sahada görevini yapıyor ve Cemal Nalga 5 hazırlık maçında cismen mücadele edip ismen olmadığı için basketbol ligine 5 maçlık cezasını tamamlamış olarak giriyor.
Bu skandal bir şekilde Türkiye Basketbol Ligindeki başka bir klübün klübün kulağına gidiyor. Bu klübün adı Oyak Renault. Olayın üzerine gidip bu skandalı delilleriyle TBF'na haber veriyorlar ve gerekli cezaların GS Cafe Crown'a verilmesi için dilekçe veriyorlar. Fahat her ne hikmetse TBF bu haklı itirazı hasıraltı ediyor ya da geçiştiriyor(ne derseniz diyin) ve GS maçlara aynı şekilde çıkmaya devam ediyor.

Ta ki Fenerbahçe ile oynanan olaylı maça kadar. Maça gelen basketboldan anlamayan öküzler(muhtemelen futbol fanatikleri) sırf maçın adının büyüklüğünden ötürü ortalığa ateşe veriyorlar ve maç da olaylı bir biçimde GS'nın üstünlüğüyle bitiyor. Fakat çıkan olayların etkisiyle Fenerbahçe klübü "Cemal Nalga"yla ilgili Oyak Renault'nun itirazına bir nevi destek veriyor ve olay böylelikle basına yansımış oluyor, federasyon da eli mahkum olayı gündemine getiriyor.

İşte beni ve bir çok basketbolseveri karamsarlığa itmesi gereken konu bu. Malesef Tufan Ersöz'ün Akşam Gazetesine söylemiş oldukları da adalette gücün önemini doğrular nitelikte;

"Fenerbahçe Ülker'i yenmeseydik, bunlar olmazdı"

Bu mudur adalet? Haklı ama güçsüz bir tarafın haksız ama güçlü birine karşı haklılığını ispatlaması için illa başka bir güçlüden mi yardım alması gerekiyor? Adalet zaten güçsüzü güçlüye karşı korumak değil midir?

Victor Hugo'nun da dediği gibi;

"İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır.."

28 Ağustos 2009 Cuma

Demirören, Yeter!!

Evet, Beşiktaş sezonu müthiş(!) bir transfer bombasıyla kapatmak üzere.. Tabata'ya da 8 milyon Euro ödeyen değerli başkan(?) Demirören "football manager" olayına yeni bir boyut kazandırmış oldu.. Bu transferi incelemeden Beşiktaş'ın sadece bu sene transferlere toplam ne kadar harcamış olduğuna göz atalım..

İsmail Köybaşı: 19 yaşında genç bir yetenek, gelecek vaadeden bir futbolcu.. Mlli takıma da seçildi.. Fakat "5,5 milyon Euro + Serdar Kurtuluş" eder mi, çok büyük bir soru işareti.. Verilen parayı gözönüne almazsak iyi bir tranfer olarak görebiliriz, lakin son zamanlarda Beşiktaş'a gelen hangi genç oyuncu yıldız oldu ki?..
İbrahim Kaş: Sinir bozucu bir transfer.. Gökhan Zan bedavaya gidiyor, onun yerine klübe doğrudürüst para kazandırmadan giden oyunucuyu geri kiralıyorsun?.. Böylesi ancak Demirören'in ahlağına yakışır..
Rıdvan Şimşek: Karşıyaka'dan alınan başka bir genç yetenek.. Çok fazla para (1milyon 250 bin TL) verilmedi, zaman gösterecek..
Matteo Ferrari: İstikrar abidesi.. 30 yaşında ve geçen sene Serie A'da çok iyi bir sezon geçiren Genoa'nın defansında oynadı.. Yine de Beşiktaş'ın yabancı defans oyuncularını öğütmek gibi bir görevi olduğunu düşünüce bir 6 milyon Euro daha çöpe gitti..
Onur Bayramoğlu: Bozüyükspor'dan 300.000 Tl'ye alındı.. Sezonun en mantıklı transflerinden biri.. Bozuk saat hesabı..
Michael Fink: Hayret!! Demirören'den bedelsiz ve iyi sayılabilecek bir transfer.. Ayrıca 27 yaşında.. İyisini,kötüsü bir kenara herhangi bir ücret ödenmemesi benim nazarımda çok büyük bir sürpriz..
Nihat Kahveci: Malesef eski Nihat değil, Villarel'de geçen sene tek bir gol bile atamadı.. 5 milyon Euro'ya satılıp 4,5 Milyon Euro'ya geri alınması başlıbaşına bir saçmalık..

ve son olarak!!!

Rodrigo Tabata: Birisi bizimle çok fene dalga geçiyor.. Aylarca bekletilip bomba transfer diye sunulan 8 milyon Euro'luk kazık!! Sezon boyunca Gaziantep'in üç büyüklerle oynadığı maçların dışında pek bir numarası olmayan bu oyuncuya Yıldırım adındaki sözde klübün birinci adamı bu kadar parayı verdi..

Kabaca bir hesap yaparsak bu sene transfere harcanan miktar yaklaşık 25 milyon Euro!! Sezon başlangıcına bakarsak "Beşiktaş Kanseri"ne yaklanan bir çok taraftar olacağı aşikar..

Tekrar teşekkürler Demirören!! Allah seni Türk Futbolu'ndan eksik etmesin..

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Play-off Ikinci Tur Analizi ve Konferans Finalleri Tahminleri

Oncelikle bkz:
http://principleiseverything.blogspot.com/2009/04/nba-play-off-ikinci-tur-tahminleri.html

Bir ust tura cikacak takimlari benim gibi Nba`i az cok bilen herkes tahmin edebilmistir sanirim. Dort serinin de sonuclarini tam olarak tutturamasam da neticede favori gordugum dort takim bir ust tura cikti. Bu kaynaga dayanarak yorumlarimi ve tahminlerimi sizlerle paylasmaktan onur duyuyorum. Yaptiklarim yapacaklarimin garantisidir..

Soru isareti yaratan Boston - Orlando serisiydi fakat Boston, Garnett`in yokluguna ragmen Magic`e karsi yine de bana kalirsa buyuk bir direnc gosterdi fakat Hido`nun son mactaki etkili oyunu Magic`i Cleveland`in rakibi yapti.

Batida ise tam anlamiyla Lakers husrani yasandi. Saha avantaji olmasa, rakipleri en onemli iki silahi T-Mac ve Yao`dan yoksun mucadele etmesine ragmen, belki su an Lakers Play-off lara veda etmis durumdaydi. Ozellikle Kobe lider ozelliklerini gosterme de sikinti yasadigini bir kez daha gosterdi. Bu sene Kobe`nin kendini tek basina(Shaqsiz) kanitlamasi icin son sans.

Gelelim Play-off konferans finalleri tahminlerine..

Bati Konferansi Finali

Los Angeles Lakers - Denver Nuggets

Kanimca bu serinin ilk iki maci finale cikacak takimi belirleyecek. Saha avantaji yine elinde bulunan Lakers`in dinlenmis Nuggets`a karsi sikinti yasayacagi kesin. Fakat ne olursa olsun, Lakers kendi sahasinda iki maci kazanip rakibi psikolojik bir baski altina almak zorunda. Aksi takdirde Lakers`in baskiyi hisseden taraf Lakers olacaktir. Denver da artik play-offlara ilk turda veda eden o eski Denver degil.. Billups takimi bir ust duzeye tasidi. Carmelo da problemlerini birakip takim liderligini gostermeye basladi. Kanimca yipranmis Lakers ilk iki mactan birini kaybedip bu sene finale cikma basarisini gosteremeyecek. Denver mutlu sona ulasir..
Tahmin: 2-4

Dogu Konferansi Finali

Cleveland Cavaliers - Orlando Magic

Silindir Cavaliers kendini kaybetti. Onune gelene 10 sayidan fark atmadikca kendilerini maglup sayiyorlar. Orlando da yorgun bir seriden cikip ac bir sekilde bekleyen King James`in karsisina cikacak. Artik Cleveland onlari nasil parcalar bilemiyorum.
Tahmin: 4-0

17 Mayıs 2009 Pazar

Türk Futbolunun Miladı..

17 mayıs 2000..
Tam 9 yıl önce..
Tekrar teşekkürler Galatasaray..

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Futbol ve Adalet

Satrancı az çok bilirsiniz. Oyunda bir taraf saldırırken öteki oyuncu ona karşı saldırıyla cevap vermez. Bu saldırıyı gören oyuncu gardını alır, askerlerini geride tutar, savunma stratejisini belirler ve bu sırada rakibinin açığını yakalamaya çalışır.

Chelsea - Barcelona maç bitimi sonrası internette "hak yerini buldu.. yukarıda allah var.. hücum futbolu kazandı.." gibisinden Barcelona'nın finale çıkmasını bir adalet kavramı olarak gören yorumlar yapan arkadaşların üst düzey futbolun da satranç gibi olduğundan haberleri yok sanırım. Muhtemelen sahada futbol oynayan oyuncuların bir amaç uğruna değil de hobi olarak futbol oynadıklarını düşünüyorlar.

Peki diyelim ki onlar haklı olsun. Bugün gerçekten futbolun tanrıları mı Barcelona'nın güzel oyununu ödüllendirdiler yoksa basit bir şans golü mü Barca'yı fınale taşıdı?

Chelsea, bulmuş olduğu erken golle geriye çekildi. Bunun sonucu doğal olarak maç boyunca Barcelona topla daha çok oynayan ve saldıran taraf oldu. Chelsea'de, Messi ve arkadaşlarını oynatmama üzerine bir oyun benimsedi. Satrançtaki gibi maç boyunca atak yapan (ki çoğu kuru saldırı) rakibine karşı savunmasını sağlam tuttu ve risk alıp açık veren rakibine karşı daha çok pozisyon buldu. Sözde hücum futbolu oynayan Barcelona iken, ne ilginçtir ki net penaltıları çalınmayan, gol pozisyonlarına giren Chelsea takımıydı.

Sonuçta sahada oynanan iki değil bir top var. Bir taraf hücum ederken diğeri de en iyi biçimde savunma yapmak zorunda. Her iki takımın da şuursuzca saldırdığı, hiç bir taktik anlayışın olmadığı bir futbol ne kadar eğlenceli olabilir? Bu yüzden Chelsea'yi maç boyunca defans yaptığı için eleştirmek ne kadar yanlışsa Barcelona'nın hakederek finale çıktığını söylemek de o kadar yanlış olur.

Göze hoş gelen Barca'yı finalde görmek istemiş olsam da bugün sahada satrancı doğru oynayan ve finali hakeden taraf Chelsea takımıydı fakat rakibinin gardını indirmek için gereken son hamleyi yapamadılar ve talihsiz bir golle Barca'ya yenilip, Kırmızı Şeytanlar'a karşı geçen senenin rövanşını alma şansını kaybettiler.